Tenezzül; inme, nüzul etme, alçalma, gönül alçaklığı, alçak gönüllülük gösterme, kibirsizlik gibi anlamlara gelir. Tenezzül etmek (eylemek, buyurmak) ise; kendi seviye ve haysiyetine aykırı düşen bir şeyi kabul etmek, (alçaltıcı bir duruma) râzı olmak, alçak gönüllülük göstermek demektir. İşte tenezzül kelimesi ile ilgili cümleler.
– Bizi beş dakika dinlemeye bile tenezzül etmedi.
– Biraz akran muâmelesi etmek tenezzülünde bulunsanız ne çıkar efendim. (R. N. Güntekin)
– Böyle ufak tefek oyunlara tenezzül bile etmemek gerekir.
– Para, servet, ihtişam, saltanat gibi şeylere tenezzül bile etmezdi. (Ö. Seyfeddin)
– Hayatım boyunca yalana asla tenezzül etmedim.
– Siz önde kaptan mevkiindesinizdir; onlara eliniz, eteğiniz sürünmez, tenezzül edip başınızı bile çevirmeyebilirsiniz. (R. H. Karay)
– Bu parayı vatandaştan almaya tenezzül etmemeniz gerekir.
– Dil oldu tenezzülünle memnun (Muallim Nâci)
– Tenezzül edip geldiğiniz için çok teşekkür ederiz.
– Nâil-i emel olmak için i’mâl-i desâiste bu derekelere tenezzül eden bir kocadan artık samîmiyyet-i zevciyye beklemek (…) nasıl kābil olur? (H. R. Gürpınar)
– Önemli problemlerimiz var, tenezzül edip dinlerseniz memnun oluruz.
– Bir hizmetçi parçasına tenezzül göstermiş… (Hüseyin R. Gürpınar)
– Tenezzül edip telefonlarıma bile cevap vermiyor.
– Aslında seninle konuşmaya tenezzül bile etmezdi.
– Tenezzül eyledin işbu gedâya / Sevdiceğim safâ geldin merhabâ. (Gevherî)
– Ben yalana tenezzül ettiğim için pişmanım.
– Nihâyet beklenen Nûr, milâdî 571 yılının 20 Nisan’ına tesâdüf eden 12 Rabîulevvel Pazartesi sabahında tan yeri ağarırken zuhûr âlemine tenezzül ederek Abdullâh ve Âmine’nin izdivac kucağında dünyâmızı şereflendirdi.
– Şahsen başkasına ait olana tenezzül etmem.
– Tenezzül eylemez dârât-ı dehre Hikmetâ tab’ım / Aceb bir nâ-murâdım himmetimden âr eder dünyâ. (H. Arif Hikmet)
– Annemin biriktirdiği üç kuruşa tenezzül etmem.
– Kalkıp yanımıza gelmeye tenezzül etmedin.