Hz İsa’nın dünyaya gelişinden 570 sene sonra, rebîülevvel ayının on ikinci gününe denk gelen, nisan ayının on yedinci günü Hz Muhammed [sallallahu aleyhi vesellem], Mekke-i Mükerreme’de dünyaya teşrif ettiler. Kendisi İsmail’in [aleyhisselâm] neslindendir. Babası Abdullah, Kureyş kabilesinden ve Hâşimoğulları’nın büyüklerindendi. Annesi de Hz Amine’dir.
Peygamber Efendimiz’in dünyayı teşrifinden iki ay önce babası vefat etmiştir. Altı yaşına geldiğinde annesi de ahirete irtihal edince dedesi Abdülmuttalib’in yanında kaldı. Sekiz yaşındayken dedesi de vefat etti. Bunun üzerine amcası Ebû Tâlib’in yanında kalmaya başladı. Sahip olduğu zekâ, fetânet, doğruluk, emanet ve güzel ahlâk sebebiyle kavmi arasında “Muhammedül-emîn” olarak tanınmıştır.
İbn-i Abbâs’dan -radıyallâhu anhümâ- şöyle rivâyet edilmiştir;
“Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, pazartesi günü doğdu, pazartesi günü Peygamber oldu, pazartesi Mekke’den Medîne’ye hicret etti, pazartesi günü Medîne’ye vardı, pazartesi günü vefât etti. Pazartesi günü (Kâbe’de hakemlik yaparak) Hacer-i Esved’i yerine koydu. Pazartesi günü Bedir zaferini kazandı. Pazartesi günü الْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ «Bugün size dîninizi tamamladım.» (el-Mâide, 3) âyeti nâzil oldu.” (Ahmed, I, 277; Heysemî, I, 196)
O’nun doğumu, Peygamberliği, hicreti ve irtihâlinin, ilâhî bir tecellî olarak hep pazartesi günlerine rastlaması, bu günün ehemmiyetinin bir nişânesidir. Cemâl ve celâl tecellîsi olarak sevincin heyecânı ile hüznün burukluğu, bayram neşesi ile irtihâl elemleri berâber yaşanmaktadır.
Peygamber Efendimiz’in sütanneleri kimdir?
Sa’doğulları kabilesinden Hz Halime’dir. Daha sonraları kocası ile beraber İslâm’la şereflenmişler ve Peygamber-i Zîşan’ın iltifatlarına kavuşmuşlardır.
Peygamber Efendimizin doğumu sırasında gerçekleşen mucizeler
Peygamber Efendimiz (sav)’in kâinâtı teşrîf ettiği mübârek gecede bâzı hârikulâde hâller vukû bulmuştur. Bu mûcizelerden birkaçı şöyledir;
1. Hz Âmine’nin bildirdiğine göre kendisi, ne hâmileliği ne de doğum esnâsında hiçbir zahmet çekmemiş ve Allâh Rasûlü dünyâya gelirken doğu ile batı arasını aydınlatan bir nûrun kendisinden çıktığını görmüştür. Peygamber Efendimiz (sav) temiz bir şekilde, ellerini yere dayayarak doğmuş ve başını semâya kaldırmıştır.
2. O anda şeytan, hayâtında hiç olmadığı kadar büyük bir çığlık koparmıştır.
3. İran başkadısı ve din adamı Mûbezân, rüyâsında birtakım serkeş develerin bir sürü yürük atları önlerine katarak Dicle ırmağını geçtiklerini, İran topraklarına yayıldıklarını görmüştür.
4. Semâve Vâdisi’ni su basmıştır.
5. Kisrâ’nın sarayından 14 sütun yıkılmıştır.
6. İranlıların, tapınaklarında bin yıldan beri hiç sönmeden yanan ateşleri sönmüştür.
7. Hz Âişe (ra)’nın anlattığına göre Mekke’de ticâretle meşgul olan bir yahûdî, Peygamber Efendimiz (sav)’in doğduğu gece, Allâh Rasûlü’nün dünyâyı teşrîfinin alâmeti olan yıldızın doğduğunu görmüş, Kureyş meclislerinden birine giderek;
“− Ey Kureyşliler! İçinizde bu gece çocuğu doğan var mı?” diye sormuştu.
“− Vallâhi bilmiyoruz!” denilmesi üzerine yahûdî:
“− Ey Kureyş cemaati! Size söylediğim şeyi iyi belleyiniz! Bu gece âhir zaman ümmetinin Peygamberi doğmuştur. Onun iki kürek kemiği arasında, üzerinde tüyler bulunan siyah sarı karışımı bir ben vardır.” dedi.
Meclistekiler, yahûdînin söylediklerine hayret ederek dağıldılar. Evlerine varınca yahûdînin sözlerini âilelerine anlattılar. Bir kısmının âilesi:
“− Abdullâh’ın bir oğlu doğdu. O’na Muhammed ismini verdiler!” dedi. Bunun üzerine onlar yahûdînin evine gidip:
“− Mekke’de bir çocuk doğmuş, haberin var mı?” dediler. Yahûdî:
“− Ben size haber verdikten sonra mı yoksa önce mi?” diye sordu.
“− Önce doğmuş, ismi de Ahmed!” dediler.
İsteği üzerine onu Hz Âmine’nin evine götürdüler. Hz Âmine mübârek oğlunu onlara gösterdi. Yahûdî, Fahr-i Kâinât (sav)’in sırtındaki nübüvvet mührünü görünce bayıldı. Ayıldığı zaman, kendisine:
“− Ne var, ne oldu?” dediler.
Yahûdî:
“− Vallâhi artık İsrâîloğulları’ndan Peygamberlik gitti! Ellerinden Kitap da gitti! Son Peygamberin, İsrâîloğulları’nı öldüreceği ve din adamlarının îtibârını düşüreceği yazılıdır. Araplar nübüvvetle büyük bir izzet ve şerefe erecekler. Ey Kureyş cemaati! Sevininiz, vallâhi siz, haberi doğudan batıya kadar ulaşacak bir kuvvete mâlik olacaksınız!” dedi. (İbn-i Sa’d, I, 162-163; Hâkim, II, 657/4177)
Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in velâdetine bütün Mekke halkı sevinmişti. Hattâ Ebû Leheb, mübârek yeğeninin doğduğunu müjdeleyen câriyesi Süveybe’yi, âzâd ederek mükâfatlandırmıştı.[5]
Bu hâdiseyle alâkalı olarak daha sonra Abbâs -radıyallâhu anh- şunları anlatır:
Ebû Leheb’i ölümünden bir sene sonra rüyamda gördüm. Kötü bir hâlde idi:
“− Sana nasıl muâmele edildi?” diye sordum.
Ebû Leheb:
“− Muhammed’in doğumuna sevinerek Süveybe’yi âzâd ettiğim için pazartesi günleri azâbım biraz hafifletilmektedir. O gün baş parmağımla işâret parmağım arasındaki şu küçük delikten çıkan su ile serinlemekteyim.” cevâbını verdi. (İbn-i Kesîr, el-Bidâye, II, 277; İbn-i Sa’d, I, 108, 125)