Hudeybiye Antlaşması ya da Hudeybiye Barışı; Hicretin 6. yılında, Miladi 628 yılında Medineli Müslümanlarla Mekkeli Müşrikler arasında yapılan barış antlaşmasıdır.
Miladi 629 yılında yapılan Mute Savaşının üzerinden üç ay geçmişti. Hudeybiye Antlaşmasına göre Mekkeli müşrikler ile müslümanlar arasında on yıl süreyle savaş yapılmayacaktı. Antlaşmaya göre her iki taraf birbirlerinin müttefikleri ile de barış içinde olmak zorundaydı. Ancak Mekkeliler, müslümanların müttefiki olan Huzâa kabilesine yapılan bir saldırıyı desteklediler. Böylece antlaşma bozulmuş oldu.
Bir süre sonra Hz. Peygamber(sav) sefer hazırlıklarına girişti; ancak seferin nereye yapılacağını gizli tuttu. Medine’deki müslümanların yanı sıra yeni müslüman olmuş kabilelerin de sefere katılmalarını istedi. Resûlullah’ın (sav) amacı, Mekke’ye kan dökmeden girmekti. Bunun için de Kureyş’i büyük bir ordu ile kendi topraklarında, âni bir baskınla kuşatacak ve onları teslim olmaya zorlayacaktı. Hazırlıklar yapıldı ve ordu yola çıktı.
Mekke civarına gelindiğinde ordu, yolda katılanlarla birlikte yaklaşık 10.000 kişi olmuştu. Hz. Peygamber (sav) gece olunca her askerin bir ateş yakmasını emretti. Kamp ateşlerini gören müşrikler orduyu olduğundan da büyük zannederek korkuya kapıldılar.
Hudeybiye antlaşmasının önemi ve maddeleri detaylı bilgi için tıklayın!
Ebu Süfyân başkanlığındaki bir heyeti elçi olarak Resûlullah’a (sav) gönderdiler. Ebu Süfyân ve arkadaşları ertesi sabah Mekke’ye müslüman olarak döndüler. Ebu Süfyân, müslümanların karşı konulamayacak kadar büyük bir ordu ile geldiklerini Mekkelilere haber verdi. Hz. Peygamber’in (sav) teminatı üzere silâhını bırakıp evine kapananların, Mescid-i Harâm’a ve Mekke’nin reisi olan kendisinin evine sığınanların güvenlikte olacağını da ilân etti.
Mekkenin Fethi
Müslümanlar Mekke’ye dört ayrı koldan girdiler. Hz. Peygamber’in (sav) emri, müşrikler saldırmadıkça savaşılmaması yönündeydi. Ordunun üç birliği herhangi bir direnişle karşılaşmadan Mekke’ye girdi. Ancak Hâlid b. Velîd’in kumandasındaki birliğe bir grup müşrik saldırıda bulundu. Müşrikler çok kısa bir sürede bozguna uğrayıp kaçmak zorunda kaldılar.
Resûlullah (sav) Allah’ın kendisine nasip ettiği fethe şükrederek Mescid-i Haram’a girdi, Kâbe’yi tavaf etti. Ardından Kabe’nin içindeki putlara yöneldi. Bir yandan putları asasıyla teker teker deviriyor, bir yandan da, “Hak geldi, bâtıl yok oldu. Şüphesiz bâtıl, yok olmaya mahkûmdur” (İsrâ 17/81) meâlindeki âyeti okuyordu. Kâbeyi putlardan temizledikten sonra, iki rekat namaz kıldı. Bilâl-i Habeşî’den de Kâbe’nin damına çıkarak ezan okumasını istedi.
Hz. Peygamber (sav) Kâbe’nin avlusuna sığınan müşriklere, “Bugün artık sizler hiçbir şekilde hakir görülmeyeceksiniz. Haydi şimdi dağılın, hepiniz hür ve serbestsiniz” diye seslendi. Hz. Peygamberin (sav) bu sükûnet ve merhametini gören Mekkeli müşrikler, yanına gelerek sırayla ona biat etmeye başladılar. Müslüman olmak isteyenler, Allah’tan başka hiçbir şeye ibadet etmeyeceklerine, hırsızlık yapmayacaklarına, fuhuştan ve çocuklarını öldürmekten vazgeçeceklerine, yalan söylemeyeceklerine dair Resûlullah’a (sav) söz verdiler.