Hz Yunus kimdir? Hz Yunus duası, Hz Yunus kıssası yani Hz Yunus hayatı tüm detaylarıyla bu sayfada derledik. İşte Yunus Aleyhisselam hakkında tüm ayrıntılar.
Hz Yunus (as) يونس ismi Kuranı Kerim’de geçen Peygamberlerden biridir. Yunus Aleyhisselam; Yunus b. Metta, Bünyamin b. Yâkub b. İshak b. İbrahim aleyhisselâm oğulları soyundandır. Metta, Yunus aleyhisselâmın annesi idi. Peygamberlerden, Yunus b. Metta ile îsâ b. Meryem aleyhisselâmlardan başka hiçbiri, annesine nisbetle anılmamıştır. Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de onu Zünnûn (balık sahibi) diyerek anar. Yunus aleyhisselâm, Musul’un Ninevâ şehri halkındandı. Adı Kur’ân-ı Kerîm’in onuncu (10.) suresine verilen Yunus aleyhisselâm ismi Kur’an’da dört (4) defa geçmektedir.
Yunus aleyhisselâm, İlyas aleyhisselâmdan sonra peygamber olarak gönderilmiştir. O zaman, Hz Yunus otuz yaşlarında idi. Yunus peygamberin kavmi putlara tapmaktaydı. Allah onları, putlara tapmaktan vazgeçerek küfürden uzak olmaya, bir an evvel Allah’a yönelmelerini temiz bir kalple tövbe etmeye, Allah’ın varlığına ve birliğine inanmaya davet etmek üzere Hz Yunus’u göndermişti. Kur’ân-ı Kerîm’de Yunus aleyhisselâmın peygamberliği konusunda Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
“Biz Nuh’a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. Nitekim İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyûb’a, Yunusa, Harun’a, Süleyman’a da vahyetmiş ve Davud’a da Zebur’u vermiştik.” (Nisa Sûresi, 163; îbrı Kuteybe-Maarif s. 24; Salebi-Arais s, .408; Taberİ-Tarih c. 2, s, 42.)
Bu âyetten de anlaşılıyor ki Hz İsa, Hz Eyyûb, Hz Harun ve Hz Süleyman da Yunus aleyhisselâm ile aynı soydan olup, Hz Yakub’un torunlarındandır.
Hz Yunus’un, nüfusu yüz binden fazla olan bir şehrin halkına uyarıcı, Allah’ın varlığına ve birliğine, imana çağırıcı bir peygamber olarak gönderildiği âyette şöyle geçmektedir:
“Biz onu yüz bin, ya da daha fazla insana peygamber olarak gönderdik.” (es-Saffât 37/147.)
Hz Yunus’un peygamber olarak gönderildiği memleketin Ninevâ şehri olduğu nakledilmiştir. Bu şehir, Dicle nehrinin kıyısında, şimdiki Musul’un yerinde idi. Bu beldedeki insanlar küfrün içine saplanmış bir durumdaydılar. Putlara tapıyorlar ve onlardan medet umuyorlardı. Yunus aleyhisselâm onları bu cahilane hareketlerden kurtarmak, putperestlik ve küfür görüşünü yok edip, Allah’ın varlığına ve birliğine davet ediyordu.
Hz Yunus, tam otuz üç yıl bu insanları Allah’a iman ve ibadete davet ettiği halde, kendisine sadece iki kişi inandı ve iman etti. İman eden iki kişiden biri ilim ve hikmet sahibi Rubü, diğeri de, âbid ve zâhid bir kişi olan Tenuh idi. Hz Yunus o memleket halkını Allah’a inanmaya davet etti. Fakat halk, onun davetini kabul etmeyerek peygamberliğini yalanladılar ve küfürde direndiler. Allah, böyle hareket eden ve şımarıklıkları ile peygamberi yalanlayanlar hakkında şöyle buyurmaktadır;
“Biz hangi memlekete bir uyarıcı göndermişsek mutlaka oranın varlıklı ve şımarık kişileri, “Biz, sizinle gönderileni inkâr ediyoruz demişlerdir.” (Sebe Sûresi, 34; Salebi-Arais s. 408.)
Hz Yunus, her türlü kötülüğü işleyen ve çirkin fiilleri yapan ve Allah’a daveti engellemeye çalışan bu bölgenin insanlarından artık sıkılmıştı. Yunus peygamber halkının kâfirce tutum ve davranışlarına fazla dayanamaz ve dağa çıkıp ibadet ederdi. Sonunda Yunus aleyhisselâm artık kavminin iman etmeceğini görünce onlar aleyhinde Allah’a dua etmeye başladı.
Allah Teâlâ, “Kavmin için, kullarım için aleyhte dua etmede acele etme, onların yanına git kırk gün, kırk gece imana davet et. Eğer davetini kabul etmezlerse, onların üzerine azap göndereceğim” buyurdu.
Hz Yunus geri döndü ve tam onları otuz yedi gün gece gündüz Allah’a imana davet etti. Kavmi ise bunu kabul etmediler. Hz Yunus onlara hitaben: “Eğer iman etmezseniz üç gün içinde Allah’ın azabı gelecektir” diyerek onları uyardı.
Kavminin Allah’a ve onun peygamberine iman etmemesi yüzünden Yunus aleyhisselâmın duyduğu üzüntü çok fazlaydı. Üzüntü ve öfkenin sürdüğü günlerde, işaretlere bakarak kavminin başına çok büyük bir azabın gelmekte olduğunu haber verdi. Kendisi de Allah tarafından henüz o memleketi terketme izni vermeden oradan ayrıldı.
Hak davanın sahiplerine sabırlı, sakin ve azimle hareket etmek yakışırdı. Hz Yunus da bu otuz üç yıl boyunca bu prensiplere sonuna kadar bağlı kalarak mücadele vermişti. Buna rağmen inananların sayısının iki de kalması onu izinsiz olarak Ninevâ’yı terketme kusurunu işlemeye neden oldu.
Bu yüce peygamberin kızgınlık ve öfkesi, sırf kavminin Allah’a karşı çok nankör davranması ve dinin haysiyet ve şerefinin yerlerde sürünmesine razı olmaması sebebiyleydi. Yaptığı bu hareketlerden dolayı Allah’ın rızasını talep ediyordu. Durum böyle olunca kendisinin memlekitini izinsiz terketmesinden dolayı bir sıkıntıya uğrayacağı aklına bile gelmemişti.
HZ YUNUS’UN MUCİZELERİ
Yunus aleyhisseiâm oldukça uzun bir ömür yaşamıştır. Bu uzun ömrü süresinde kendisinden mutlaka ve doğal olarak pek çok mûcize zuhur etmiştir (meydana gelmiştir). Ne var ki bunların hepsi bize kadar ulaşmamıştır. Siyer ve tefsir kitaplarında onun sadece altı mûdzesinden bahsedilmektedir.
Bu mücizelerinden biri şöyledir: Yunus aleyhisseiâm denize atıldığı zaman onu bir balık yutmuştu. Üç veya kırk gün sonra balığın karnından sağ salim olarak dışarıya çıkmış ve tekrar kavminin arasına dönmüştü.
Bir canlının midesinde yaşamak maddeten mümkün değildir. Kaldı ki balık mideleri çok kuvvetlidir. Çünkü deniz içinde avlayıp yedikleri kabuklu canlıları bile kısa zamanda hazmedip eritmektedirler. Hatta balık midesi, taşları ve kumları dahi hazmetmektedir.
Bu kabuklu canlılara nispetle insan vücudu daha yumuşak ve hazma (sindirilmeye) daha müsaittir. Böyle olduğu halde Yunus aleyhisseiâm balığın karnında üç veya kırk gün kadar Yüce Allah’ın koruması ve izni ile yaşamıştır. Kur’ân-ı Ke-rîm’de onun bu mûcizesine işaret edilmektedir. Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır;
“Yemin olsun ki Yunus da muhakkak -Allah tarafından vazifelendirilmiş (görevlendirilen) olan-peygamberlerdendir. Hani ya o, dolu bir gemiye sığınmıştı Çekilen kuraya girerek denize atılanlardan olmuştu (es-Sâffât 37/139-141.)
Allah Teâlâ, kulu ve peygamberinin denize atıldıktan sonra başına neler geldiğini de bize şu âyeti kerimelerle haber vermektedir:
“Bunun üzerine onu balık yuttu. Ve kendi kendisini ayıplıyordu.” (es-Sâffât 37/142.)
Çünkü Ninevâ’dan çıkması için Allah kendisine bir emir vermemişti. Ondan emir almadan çıktığı için başına bunlar geliyordu. Allah’ın peygamberi bu hatasını kavramıştı. Onun için kendi kendisini ayıplıyordu.
“Eğer o Allah Teâlâ’yı teşbih eden ve çok zikreden bir kul olmasaydı, yemin olsun ki balığın karnında kıyamete kadar kalacaktı. ” (es-Sâffât 37/143-144.)
Yunus aleyhisselâmın balığın karnında nasıl teşbih ettiğini ise şu âyeti kerime bize haber vermektedir:
“Ve hatırla ya Muhammed balık sahibini. Hani ya o kavmine kızgın olarak gitmişti de bizim kendi üzerine muktedir olamayacağımızı zannetmişti. Ve karanlıkların içinde, “İlâh olarak yalnız sen varsın. Seni teşbih ve tenzih ediyorum. Çünkü ben zalimlerden oldum” diyerek sesleniyordu.” (el-Enbiyâ 21/97.)
Yunus aleyhisselâmın bir adı da Zünnûn idi. Balık sahibi demektir. Nûn sûresinde de aynı zâttan Sâhibii’l-hût (Balık sahibi) diye bahsolunmaktadır. Karanlıklardan kasıt, balığın karnındaki karanlıktır. Çünkü balığın karnına ışık sızması mümkün değildir.
Allah Teâlâ onu nasıl kurtardığını da şu âyette haber vermektedir.
“Biz de ona cevap verdik, duasını kabul ettik. Onu sıkıntıdan kurtardık. Biz mümin olanları işte böyle kurtarırız.” (el-Enbiyâ 21/88.)
Allah Teâlâ, peygamberlerinin hallerini müminlere ibret olması için anlatmaktadır. Kulu ve peygamberi Yunus aleyhisselâmı büyük bir belâdan kurtaran Allah, elbette ki mümin kullarını da sıkıntılardan kurtaracaktır. Yeter ki mümin kullar âlemlerin rabbi olan Allah’ın kapısına iltica etmesini (sığınmasını) bilsinler.
Hz Yunus’un duaları bereketi ile beyaz bulutlardan ateş çıkmıştı
O insanları Allah’ın dinine davet ediyordu. Tabi bu arada cennetten ve cehennemden de bahsediyordu. îman edenlerin cennete gireceklerini müjdeliyordu. İmandan mahrum kalanların ise cehennem ateşinde devamlı olarak yanacağını haber veriyordu. Zaten bütün peygamberler aynı sözleri söylemişlerdir. Çünkü Allah’ın dini birdir. Her peygamber aynı dini telkin etmiştir.
Ninevâlılar bu sözlere inanmıyorlar ve, “Eğer davanızda gerçekseniz, cehennemin örneğini bize gösteriniz. Meselâ şu beyaz bulutlardan cehennem ateşini yeryüzüne indiriniz” diyorlardı.
Bunun üzerine Hz Yunus aleyhisselâm dua buyurdular. Onun duası tamam olunca beyaz bir bulut insanların üzerine doğru yaklaşmaya, daha sonra da alev alev yanmaya başladı. Bulut kendi kendine yanmakla kalmıyor, insanların üzerine ateş yağıyordu. Yeryüzüne yağan ateş ormanlık bölgeleri tutuşturdu. Ormanın içinde yaşayan böcekler ve diğer canlı hayvanlar bağırarak kaçıyorlardı. Bu günahsız mahlûkat bir taraftan kaçışıyor, bir taraftan da, “İnsanların günahları ve azgınlıkları yüzünden bizi helâk etme yâ Rabbel âlemin.. diye bağırıyorlardı.
Dülsiz hayvanların dahi böyle insan gibi konuştuklarını ve Allah’a yalvardıklarını orada bulunan Ninevâ halkı da dinledi. Bunun üzerine hep birlikte Yunus aleyhisselâmın mübarek ellerine sarılarak ağlaştılar ve: “İnandık ki hak peygambersin. Söylediklerin tamamen gerçektir. Ne olur rabbine yalvar da bu azabı bizim üzerimizden kaldırsın!” diye yalvardılar.
Onların yalvardıklarını gören Hz Yunus, tekrar dua buyurdu. Birden bire bulutlardan yağan ateş kesildi ve yanmakta olan ormanlar söndü. Ormanda yaşayan canlılar da, “Peygamberinin doğruluğunu tasdik eden Allah’a hamdolsun” diyerek yuvalarına geri döndüler.
Bu olay Allah’ın peygamberi Yunus aleyhisselâm için bir değil iki mûcize içermektedir. Birisi, onun duası ile bulutlardan ateş yağması, diğeri de ormanlarda yaşayan canlıların, insanların anlayacağı şekilde konuşup feryat etmeleridir. Bu mûcizenin, Hz Yunus’un Ninevâ’dan kaçışından önce meydana geldiği anlaşılmaktadır.
Hz Yunus’un duası ile susuz bir dağdan tatlı sular fışkırmıştır
Ninevâlılar yaz aylarında Musul yaylalarına çıkıyorlardı ve gittikleri bu yerlerde su yoktu. Suyu bol olan yaylalara ise başka kavimler onları sokmuyorlardı İçmek ve diğer ihtiyaçları için gerekli olan suyu çok uzaklardan getiriyorlardı. Bu ise onlara büyük zahmetler veriyordu. Bu durumu Allah’ın Peygamberi Hz Yunusa bildirdiler ve hallerinden şikâyet ederek onun yardımını istediler.
Bu müracaat üzerine Yunus aleyhisselâm, onlarla birlikte yaylaya çıktı. Yaylada sarp bir kayalık ve içinde de büyükçe bir mağara bulunuyordu. Allah’ın sevgili kulu ve peygamberi Hz Yunus bu mağaraya girdi ve orada iki rekât namaz kıldı. Namazdan sonra onun secde ettiği mübarek mahalden sular fışkırmaya başladı. Mağara, ağzına kadar su ile doldu. Bu oldukça bol su sayesinde yayla insanları susuzluktan kurtuldular.
Bu mûcizenin, Ninevâlılar’ın iman etmelerinden sonra gerçekleştiği anlaşılmaktadır.
Bir kertenkele Hz Yunus’un peygamberliğine şahadet etmişti
Yunus aleyhisselâm, Ninevâ halkını Allah’ın dinine çağırırken onlar Allah’ın peygamberinden mûcize istediler. Hz Yunus kendilerine: “Nasıl bir mûcize istiyorsunuz?” diye sordu.
Onlar daha Allah’ın peygamberine cevap vermeden önce Cebrail aleyhisselâm geldi ve: “Ey Yunus! Allah’ın sana selâmı var. Elini şu dağa doğru uzatmanı emrediyor.”
Bu İlâhî vahiy üzerine Yunus aleyhisselâm mübarek sağ elini dağa doğru uzattı. Dağdan büyükçe bir kertenkele çıktı ve bir insan gibi konuşarak orada bulunanlara şöyle seslendi: “Ey insanlar! Yunus aleyhisselâm, Allah’ın hak bir peygamberidir. Sizi Allah’ın cennetine ve mağfiretine davet ediyor. Onun davetine uyanlar kurtuluşa ererler. Uymayanlar ise hüsrana uğrarlar ve cehenneme düşerler.”
Kertenkele gibi dilsiz bir hayvanın konuştuğunu gören birçok insanlar iman ederek müslüman oldular.
Hz Yunus’un mûcizesi ile demirden olan bir kapı halkası som altın kesilmişti
Allah’ın Peygamberi Yunus aleyhisselâm, Ninevâ kralını dine davet etmek maksadı ile yanına gitmişdi. Onunla uzun uzun konuştu ve görevinin neler olduğunu anlattı. Kral ona: “Eğer doğru söylüyorsan ve gerçekten Allah’ın peygamberi isen bize bir mûcize göster” dedi.
Yunus aleyhisselâm krala: “Nasıl bir mûcize istiyorsunuz?” diye sorduğunda da kral: “Şu demir kapının halkasına elinizi dokundurunuz ve derhal altın olsun. Bakalım bunu yapmaya gücünüz yetecek mi?” dedi. Bu teklif üzerine Allah’ın sevgili kulu ve peygamberini Yüce Allah mahcup etmedi ve Hz Yunus, mübarek sağ eli ile kapının halkasını tuttu. Halka anında halis ve saf altın haline geliverdi.
Bu manzarayı gören Kral derhal “Kelime-i şahâdet” getirerek, müslüman oldu. Bundan sonra ömrünü müslüman olarak geçirdi ve İslâm’ın hizmetinden ayrılmadı.
Hz Yunus, odunsuz olarak ateş yakmıştı
Yine Ninevâlılar’m kendisinden bir mûcize istemesi üzerine Yunus aleyhisselâm odunsuz olarak, hem de su üzerinde bir ateş yakmıştı ve orada hazır bulunanlar bu ateşte yemeklerini pişirmişlerdi.
Hz Yunus’un Vefatı
Yunus aleyhisselâm’dan sonra Ninova şehrini korkunç bir kara duman sarmıştı. Oranın halkı hemen Allahü Teâlâ’ya yalvararak tevbe ettiler. Yaptıklarına pişman oldular. O duman da üzerlerinden açılıp gitti. Başlarına gelecek belâlardan kurtulmuş oldular. Hz Yunus tekrar Ninova’ya gelip bir süre daha kutsal görevine devam etmeye çalıştı. Sonra bu şehri bırakarak yalnızlık köşesine çekildi ve orada vefat etti.
Asurî Devleti sonradan yıkılmıştır. Şöyle ki: Medye hükümdarı ile Babü valisi, Ninova şehrini çembere alarak yakıp yıktılar. Asurîlerin son hükümdarı bu duruma Çok üzüldü. Ailesi, halkı ile beraber yaktırdığı büyük bir ateşin içine atılarak yanıp gittiler. Bu şekilde sona eren Asurî Devleti’nin yerinde “Medye ve Geldan Devletleri” kuruldu.
Yunus aleyhisselâm bu fâni âlemde iki yüz yirmi (220) sene kadar yaşamıştır Vehb b. Münebbih, onun dört yüz yirmi (420) sene yaşadığını söylemektedir. Elbette gerçeği Allah bilir.
Hz Yunus Duası
“Senden başka ilâh yoktur. Sen eksikliklerden uzaksın, yücesin. Ben zalimlerden oldum!” (el-Enbiyâ, 21/87) diye dua etmeye ve Allah’a yalvarmaya başladı. Bu şekilde imân ve inançla Allah’a sığınması neticesinde, Yüce Allah onu affetmişti. Yûnus (a.s)’ın duasının kabul edildiği ve Allah tarafından bağışlandığı, Kur’ân’da şöyle dile getirilmiştir:
“Biz de onun duasını kabul ettik ve onu tasadan kurtardık. İşte biz, insanları böyle kurtarırız” (el-Enbiyâ, 21/88).
“Eğer tesbih edenlerden olmasaydı, (insanların) yeniden diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı” (es-Saffat, 37/143, 144).